Asalaklar…

June 13th, 2008

Mecliste malzeme bitmiyor.

AKP’li grup başkan vekili Mustafa İyimaya, DSP’lilere “Asalaklar !” diyince ortalık karıştı. DSP’lilerden AKP’li sıralara yapılan hareket ise aşağıdaki gibidir. Ne neşeli bir parlamentomuz vardır yahu.

Humeyni’yi sevip, Atatürk’ü sevmeyenler…

June 12th, 2008

Fatih Altaylı’nın Teke tek’te son konukları 2 türbanlı üniversite öğrencisiydi.

Fatih bu kızları niçin konuk almıştır bilmiyorum. Fakat programa damgasını vuran sözler;

“Humeyni’yi seviyorum ve saygı duyuyorum, eğer sevmeme şansım varsa ve başıma birşey gelmeyecekse Atatürk’ü sevmiyorum”

Bu ajitasyonlar nedense tam da Anayasa mahkemesinin iptal kararı sonrasına gelmesi düşündürücü.

Kızlardan biri Üniversitede sınava türbanla girmek isteyince 6 ay ceza almış ve 2.5 saatte de Kanada’ya iltica etti. 7 yıldır Kanada’da yaşıyormuş. Sanırım anayasa mahkemesinin iptal kararını müteakip, Türkiye ye dönme kararı aldı ya da aldırıldı.

“Be hey gafil, madem ki Humeyni’yi bu kadar seviyorsun, niye İran’a iltica etmedin? Keşke sıkıyorsa gitseydin de görseydin sevdiğin Humeyni’nin ülkesini. Bakalım konuşma hakkın var mıdır? “

TRT’nin Kraliçe’ye jesti

June 10th, 2008

Yıl 2008, Birleşik Krallık Kraliçesinin son gelişinden yaklaşık 48 yıl geçmiş. Kraliçe yine İstanbul’da.

Bu çok önemli ziyarette bir çok kişi yada kurum sanki Kraliçe’ye bağlılığını göstemeye çalışıyordu. Hani sanırsınki bizim Kraliçemiz. TRT de işgüzarlığı nedeniyle tutuyor Oscarlı “Kraliçe” filimini oynatıyor. Halbuki Kraliçe filme olan öfkesinden, daha filmi bir kez bile seyretmemiş.

Filmin kısaca konusu ise şöyle;

Film, Prenses Diana’nın beklenmedik ölümünün İngiltere’de yarattığı yas ve buna karşı Kraliçe Elizabeth ve eşi Prens Philip’in bu ölüme karşı takındıkları umursamaz tavrın İngiliz halkında yarattığı tepkiyi anlatıyor.

Fenerbahçe kalesinin bekareti…

June 9th, 2008

Çok yönlü sanatçı, geçmişin harika çocuğu, koyu Fenerbahçeli “Bedri Baykam” FB TV de 2F1B isimli bir program yapıyordu. 2006 Ağustos’unda aşağıdaki gafı ile bayağı bir gündemde kalmıştı.

Bedri Baykam Fenerbahçe-Çaykur Rizespor maçını yorumlarken defans hatalarından Çaykur Rize`nin gol attığını belirtiyor ve o inanılmaz gafı yapıyor:

`BU SENE FENER KALESİNİN BEKARETİ DELİNDİ`.

Gözlerden kaçan bu gaf, Habertürk Şeref Tribünü programında ekranlara taşındı. Programa telefonla katılan Bedri Baykam ise gafı dolayısıyla incinen Fener taraftarından özür dilerken niyetinin o olmadığını söyledi.

Böyle olur “Sezen Aksu” gaf’ı

June 9th, 2008

Sezen Aksu enfes müziğiyle olduğu kadar sevimli sahne şovu ve giderek stand-up gösterisine dönüştürdüğü konuşmalarıyla da 2007 sonundaki Altın Portakal’ın gala gecesine damgasını vurdu. Sezen, iki yıl önce yaptığı gafı anlatırken yeni bir çam devirdi.

İşte Sezen’in sahneden yaptığı o konuşma: ‘Geçen sefer burada büyük bir pot kırmıştım. Yarışma öncesinde filmi izledikten sonra sahnede Nurgül Yeşilçay’ı övmüştüm. Bu nedenle büyük eleştiri aldım. Jüriyi etkilemeye çalıştığımı filan söylediler. Ama ne yapayım? Nurgül’ü izleyince bende Sophia Loren etkisi yaratıyor. Mükemmel bir oyuncu… (Salondan gelen uyarılarla duraksar.) Ne?.. Gene mi gaf yaptım?.. Var mı Nurgül’ün bu sene de yarışmada filmi? Ne? Hem de iki tane ha? Allah’ım nasıl kıvırsam şimdi?..’

Bundan sonrası ise tam bir stand-up gösterisine döndü. Sezen’in sahnedeki sempatik hallerine izleyenler kahkahalarla güldü.

Bir gafı bu kadar sevimli hale getirmek içinse ancak Sezen Aksu olmak gerekirdi.

Reha Muhtar’dan -II-

June 9th, 2008

Reha Muhtar’dan seçkiler -2-

Hepsi de aynıyla vakii…

Reha Muhtar anlamakta bazen güçlük çeker:
- Dogustan kör olduğunuzu anladım da beyefendi, küçükken de gözleriniz görmüyor muydu onu soruyorum?

Reha Muhtar, canli yayinda Serafettin Bey’le konusuyor.
-Sayin Serafettin Bey kardesim, siz orada var miydiniz, yok muydunuz, efenim?
-Yoktum.
-Yoktum diyorsunuz.
-Yoktum diyorum.
-Bak Serafettin sana bir daha soruyorum. Var miydin, yok muydun?
-Valla billa yoktum.
-Yemin etmenize gerek yok efendim, size inaniyoruz.
-Var miydin, yok muydun?
-Vardim efendim..
-Peki Serafettin siz demin yoktum diyordunuz, simdi vardim diyorsunuz. Bu nasil is kardesim?
-Yoktum dedim inanmadiniz, ne yapayim?
-Ne yapacaginizi ben bilemem efendim. Orasini sen dusun. Var miydiniz, yok muydunuz?
-Hatirlamiyorum.
-Hatirlayiniz efendim. Bak bir filmimiz var sizinle ilgili. Onu birlikte
izleyelim, sonra sana soracagim.
Araya soz konusu film giriyor. Bir muhabir kapiyi kirip Serafettin’in evine giriyor ve kibarca, gizli kamera (!!) ile cekim yapmak icin izin istiyor. Serafettin Bey izin vermiyor tabii. Bunun uzerine kameraman dinlemiyor, cekimlerini yapip gidiyor. Yine Reha Muhtar geliyor goruntuye:
-Filmimizi izlediniz, Serafettin Bey. Simdi ne diyorsunuz?
-Galiba varmisim.
-Galiba ile olmaz efendim, emin misiniz?
-Eminim.
-Oyleyse eminsiniz yani.
-Evet efendim, eminim.
-Serafettin Bey eminim diyorsunuz ama pek emin gorunmuyorsunuz.

-Sayin Hamdi Bey iyi aksamlar efendim. Sizin adiniz Hamdi midir, efendim?
-Evet Hamdi’dir, Reha Bey..
-Hamdi diyorsun.
-Hamdi diyorum cunku nufus kagidimda oyle yaziyor.
-Ben nufus kagidinizi sormuyorum efendim.
-Sana soruyorum: Sizin sahte olmayan isminiz nedir?
-Hamdi.
-Nasil yaziliyor?
-He, a, me, de, i seklinde..
-Yani sahte olmayan isminiz Hamdi diyorsunuz.
-Peki sahte olan isminiz hangisi?
-Benim sahte olan bir ismim yok!
-Ama demin sahte olmayan ismim Hamdi dediniz.
-Demek ki bir de sahte isminiz var. Size Yesil diyorlar efendim. Siz Yesil misiniz?
-Hayir Yesil degilim.
-Oyleyse size niye Yesil diyorlar?
-Bana Yesil demiyorlar. Hamdi diyorlar.
-Yani inkar ediyorsunuz. Sukut ikrardan gelir Hamdi.
-Ben sukut etmiyorum, konusuyorum ve Yesil degilim diyorum.
-Yesil degilim dediniz ama mosmor oldunuz. Bakiyorum simdi de kizariyorsun. Ne sarardin Hamdi?
-Sarardim cunku ben Tanri’nin ogluyum. Her renge girerim.
-Ne oldu Hamdi Bey? Bir tuhaf konusuyorsunuz.
-Galiba delirdim. Bana bir doktor lutfen!
-Gecmis olsun, Hamdi Bey. Size acil sifalar diliyorum. Iyi aksamlar efendim.

-En genç oğlunuz, hani şu 22 yaşında olan, o kaç yaşındaydı?

-Fotoğrafınız çekilirken orada mıydınız?

-Savaşta ölen kardeşiniz mi yoksa sizmiydiniz?

-Yalnızmıydınız yoksa kendi başınıza mıydınız?

-Çarpışma anında araçlar birbirinden ne kadar uzaktaydı?

-Kaç defa intihar ettiniz?

Reha Muhtar’dan -I-

June 9th, 2008

Reha Muhtar bir süre Atina’dan bildirdikten sonra birileri içindeki cevheri farketmiş olacak ki; İstanbul’a gelip ana haber spikeri olarak göreve başladı. Tabii bundan sonrası çok keyifli. Reha bey sanki bir Cem Yılmaz. Haberlere onunla oturulup onunla kalkılmaya başlandı. Sunduğu her haberde bir pot çıkıyordu. Özelliklede telefon ya da canlı olarak programa katılan bir konuk varsa.

Bu desteden seçkiler, hepsi de aynıyla vaki…

Haber: Bir yüzücü 350 Tonluk gemiyi ceker.
R. M. : - Nasıl çekiyorsunuz gemiyi?
-Inanc meselesi, içinizde bunu hissetmeniz gerekir.
R.M. : - Neyi hissetmem gerekir? Gemiyi mi?

Haber : Mahkumlar tünel kazarak kaçar…
R .M. : Mahkumlar kaçmak için mi tünel kazdılar?

Haber : Harika Avcı kürtaj yaptırmıstır.
R.M. : Peki, Bebek simdi nerede?

Haber : Bir okul müdürü cinsel tacizle suçlanır…
R. M. : Sen benim sözümü bile kestigine göre kim bilir daha neler yapmıssındır.

Alparslan Türkes’in cenaze töreninin olduğu günü Reha Muhtar Show Haber’de söyle der;
-Cenaze töreninde sayıları on binin üzerinde yedi bin güvenlik görevlisi vardı.

Reha Muhtar karısını bogarak öldüren adamı programına çıkarıyor. ilk sözü:
- Efenim, basınız sag olsun.

Asya takımı Fenerbahçe…

June 9th, 2008

Bize bakış açılarını her fısatta gösteren ya da göstermeye çalışan sözüm ona Avrupalılar… Pehhh…

İsviçreli araştırmacı Julien Mouquin, Avrupa’nın en popüler 50 takımını sıraladı. Mouquin, “Asya takımı” diyerek 30 bin ortalama seyirciye oynayan Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti Fener’i klasman dışında tuttu.

Julien Mouquin’in “www.cartonrouge.ch” internet sitesinde Türk düşmanlığını itiraf ettiği şu sözlerle dışa vuruldu: “Aslında ortalama 30 bin taraftara oynayan Fenerbahçe’nin de Avrupa’nın en popüler 50 takımı arasına girmesi gerekiyor. Ancak Şükrü Saracoğlu Stadı, Boğaz’ın Asya yakasında olduğu için Fenerbahçe listeye alınmadı. Çünkü ben Avrupa klasmanı yaptım”. Buram buram Türk düşmanlığı kokan bu ifadeye göre Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynamasına rağmen bir Avrupa takımı değil. Julien Mouquin’in aynı mantığına göre, Beşiktaş ve Galatasaray doğrudan Avrupalı.”

Berna Laçin’den ” Yuh! “

June 8th, 2008

Bir süredir ATV’de “Kadın Olmak” programını sunan Berna Laçin’den de bir gaf.

Telefonun diğer ucunda olan bayan izleyicisinin bekar olduğunu düşünen Laçin, ‘Evli değilsin değil mi?’ sorusunu yöneltti. İzleyiciden ‘Hayır evliyim’ yanıtını alan Laçin şaşırarak, ‘Taze gelinsin o zaman’ dedi. Ancak bu kez de izleyicinin 4 yıllık evli olduğunu öğrenen Laçin, izleyicisinin yaşını sordu. Telefonun diğer ucundaki konuk ’22 yaşındayım, 18 yaşında evlendim’ deyince Laçin’in verdiği karşılık herkesi şaşkına çevirdi. İzleyicinin 22 yaşında olduğunu duyan Laçin ‘Yuh!’ dedi.

Bu gaftan sonra hatasını hemen anlayan Laçin durumu kurtarmak için gülümseyerek farklı konulardan söz etmeye çalışırken, programa konuk olarak katılan Aykut Oray ise gözlerini kameradan kaçırarak önündeki süs malzemeleri ile oynamaya başladı.

AKP’li danışman “Bu kadar kadını hamamda görmüştüm”

June 8th, 2008

Bilinçaltı dökülmeleri…

Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, önceki hafta AKP Genel Merkezi’nde “İstişare ve Değerlendirme” adı altında AKP’li kadın vekiller ile vekil eşlerini topladı. Basına kapalı yapılan toplantının sonunda doğum gününü kutlayan Emine Erdoğan için Adıyaman Sıra Gecesi düzenlendi.

TBMM İdare Amiri ve Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu’nun Danışmanı Mustafa Nisari, türkü söylemek üzere kürsüye çıktı. İki ayrı türkü söyleyerek coşan Danışman Nisari, daha sonra duygularını anlatırken büyük bir gaf yaptı.

Nisari, salondaki kalabalığa değinirken, “Ben hayatım boyunca bu kadar kadını birarada iki yerde gördüm; bir hamam da, bir de burada. Küçükken annem beni hamama götürmüştü. Kadınlar beni görünce annem, ’büyük göründüğüne bakmayın o daha çocuk’ demişti” dedi. Danışmanın bu sözleri salonda derin bir sessizliğe neden oldu. Emine Erdoğan’ın bu sözlere çok kızdığı öğrenildi.

Obama Bin Ladin

June 8th, 2008

Ahh bu gaf Türkiye’de olmalı aslında…

Amerikan Associated Press’in (AP) Wahington’daki bir toplantısına katılan Barack Obama burada 1200 gazeteci ve televizyoncunun sorularını yanıtladı.

Sıra AP’nin Yönetim Kurulu Başkanı Dean Singleton’a geldi. Singleton, mikrofunu eline aldı ve Başkan adayına “Başkan olursanız Obama Bin Ladin’in saklandığı Afganistan’a ekstra asker gönderecek misiniz” diye sordu.

Salon dondu kaldı.

Obama ise tebessümle “Obama benim. Siz herhalde Usame (Osama) Bin Ladin’den bahsettiniz” deyince, salonda bir kahkaha koptu. Oturduğu yerde kıpkırmızı kesilen Singleton özür diledi. Obama da “Önemli değil, bu sıra herkes karıştırıyor” dedi.

Daha önce de Amerikan MSNBC televizyonu, önseçimlerde rakibi Hillary Clinton karşısında fırtına gibi esen siyahi Barack Obama’dan bahsederken terör örgütü lideri Usame Bin Ladin’in resmini yayınlamıştı.

Sharon Stone ve Cübbeli Ahmet Hoca ilişkisi

June 8th, 2008

Sharon Stone’un, yaklaşık 100.000 kişinin öldüğü bir o kadar da yaralı olan Çin’deki deprem için yapmış olduğu talihsiz yorum şöyledir;

“İki hafta önce Çin’in Sichuan eyaleti ağır bir depremle sarsıldı. 88 bin insan öldü ya da enkaz altında kayboldu. Ancak hepimiz şunu biliyoruz; Çinliler’in Tibetliler’e yaptıklarından hiçkimse hoşlanmıyor. Kimse kimseye kaba davranmamalı, o tür davranışları iyi karşılamıyorum. Dalai Lama’ya nasıl davranıldığını gördünüz. Ben bunun bir ’karma’ olup olmadığını sordum kendime! Sonuçta ’karma’ hoş olmayan şeyler yaptığınız zaman karşınıza çıkan sonuçlar değil midir?” dedi.

17 Ağustos Adapazarı depreminde ise Cübbeli Ahmet Hoca benzer şeyleri söylemişti;

“Oralarda fuhuş çoktu, Allah cezalandırdı”.

Hatta sonraları M.Ü. de türbanlı kızlar pankart açtı “7.4 yetmedi mi”

İşte bu oh olsuncu zihniyet son derece benzemekte. Kınıyoruz.

Adını vermek istemeyen izleyici

June 8th, 2008

Savaş Ay’ın canlı yayınına katılan ve adını vermek istemeyen izleyici ekrana aşağıdaki gibi yansıyor;

Adını vermek istemeyen izleyici

Filiz Ovar - İngiltere

Mehdi Eker: Elektrik verin

June 8th, 2008

Aydın’da tarlaları yaban domuzları tarafından zarar gören çiftçiler Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’e dert yanmaktadırlar hatta kazan kaldırmaktadırlar. Pratik zekalı bakanımız çözümü hemen üretir;

“Domuz zararlılarıyla mücadelede çitlere elektrik verin, domuzlar bir daha oraya yanaşmaz”

Söke Ovası’nın 320 bin dönüm alana yayıldığını kaydeden talihsiz çiftçiler, “Söke Ovası çitle çevrilir mi? Bu çite verilecek elektriği nereden bulacağız. Bakan Eker Söke Ovası’nda enerji hattının olmadığını bilmiyor” diye konuştu.

Şimdi ben adama eşşoğ…

June 8th, 2008

Şu artık Karagöz - Hacivat muhabettlerine dönen Şansal ve Erman hoca diyaloglarından yakın tarihli bir tane daha;

Galatasaray taraftarının küfür etmesi üzerine, Şansal Büyüka’nın Erman hocaya, 2007 - 2008 sezonunun son maçı Galatasaray - Oftaş’ın seyircisiz oynanabileceğini hatırlatması üzerine;

Büyüka: Hocam sizce son haftada olsa kapatılmalı mı?

Toroğlu: Bence kural öyle diyorsa mutlaka kapatılsın. Şimdi ben adama “eşşoğlueşşek” desem.

Büyüka: Hop,hop…Aman hocam,ne yapıyorsun

Toroğlu: Bir şey olmaz Şansal…o artık nasılsın gibi bir şey

Demet Akalın’ın Diyarbakır gafı

June 7th, 2008

Bu gafı yazmaya değer mi diye epeydir düşündüm. Ama malzeme hep bu IQ’su düşüklerde maalesef. Ben eğer Diyarbakırlı olsaydım bu gaf’a kesinlikle alınmazdım. Bu bence acınacak bir durum. Demet Akalın bende zavallı hissi yaratıyor.

Peki hadise ne idi? Bodrum Rixos hotel sponsorluğunda verdiği koner sırasında seyircilerin ilgisiz kalması hanımefediyi sinirlendiriyor. Ve ağzından şu sözler dökülüveriyor.

“Ne oldu soğuktan ağzınız diliniz tutulmuş olabilir de bari tempo tutun. Abi Diyarbakır’dan mı geldiniz hepiniz? Dağdan mı? Nereden geldiniz anlamadım yani. Moron moron bakıyorsunuz abi. İnsan bir tempo bir alkış yapar. Çok ruhsuz başladınız geceye.”

Ben Diyarbakırlılardan çok o sırada orada olan seyirciden tepki beklerdim. Açıkça yüzlerine moron deniyor. Neyse belki de bu IQ’daki bir şarkıcıyı sadece benzer IQ’da izleyiciler izlemektedir.

Clinton’un korkunç gaf’ı

June 6th, 2008

ABD’de Demokrat Parti’nin başkanlık yarışında Obama ile yarışan Hillary Clinton ön seçimlerde çok geride olmasına rağmen çekilmemesini şu demeciyle daha doğrusu gafıyla izah etmiştir.

“1968’de de, Demokrat Partinin başkan adayı Robert Kennedy, haziranda suikastta öldürülmüştü”

Yani inanılır gibi değil ABD Başkanlığına aday olamaya çalışan Clinton, Obama’nın belki suikasta kurban gider ben de Demokratların başına geçerim diye düşünüyor.

Aklıma tavla oynarken yapılan bir espri geldi; artık yenmesi imkansız oyuncu hala oyuna devam etmektedir, önde olan oyuncu diğerine niçin hala devam ettiğini sorar, yenilmekte olan oyuncu ise; “Belki deprem olur da tavla kapanır” der. Clinton’unki aynı bu hesap.

Mozart gelirse konserine giderim

June 6th, 2008

Daha Emrah, gerçekten Küçük Emrah (12) iken bir röportaj sırasında o inanılmaz repliği yapıyor.

‘Mozart dinliyorum ama Türkiye’ye gelirse konserine mutlaka giderim’

Peki işin perde arkasına bakalım, röportajı yapan muhabir arkadaş önce gazı veriyor, Mozart dünyanın en büyük müzisyeni, bilmeyen yok onu falan…

Emrah daha 12 yaşında ve büyük şehre yeni gelmiş. Bilmemenin ayıp olacağı düşüncesiyle bir takım yanıtlar vermeye çalışıyor. Bence şu anda bile İstanbulda dahi bir çok okula gittiğiniz zaman o yaş grubunda Mozart’ı bilmeyen ya da müziğini daha hiç dinlememiş bir çok çocuğa rastlayabilirsiniz. Yani sizce bu bir gaf mıdır?

Yıllar sonra 40 yaşına yaklaşan Emrah’ın verdiği bir röportajda o yorumu şöyle aksettiriyor;

“Bunu 12 yaşımda söyledim. Daha İstanbul’a yeni gelmiştim. Bu işin okuluna gitmiş ya da eğitimini almış da değildim. Mozart’la ilgili soruya ne cevap vereyim? Şimdi uzaktan bakıyorum o çocuğa; o çocuk Mozart’ı bilmez ki! Dolayısıyla buna kafayı takan, üzülen ya da sıkılan biri değilim.”

Binbir gece canlı final fiyaskosu

June 4th, 2008

Günlerdir duyurusu yapılan Binbir gece canli sezon finali tam anlamıyla bir fiyasko silsilesiydi.

  • Muhabir rolü oynayan bir hanımefedi vardı ki, evlere şenlik ne sormaya çalıştı, kekelemekten anlaşılamadı.
  • Yılların Mehmet Ali Birand’ı rol yapayım derken eline yüzüne bulaştırdı, beceremediğini kendi de anlayınca hafif bir gülme krizine girdi.
  • Düğünde Onur ve Şehrazat’ın masaları gezmesi ve masadakilerle oluşan diyaloglar korkunçtu.
  • İlhan Şeşen’in şarkısı güzel oturtuldu fakat Nükhet Duru ve Ferhat Göçer şarkıları, atılan havai fişeklerin mikrofonlarda oluşturduğu patlamalar yüzünden güme gitti.
  • Nikahtan sonra Onur ve Şehrazat’ın ayağa kalktıklarında öpüşmeleri vardı, adeta Şehrazat Onur’u zorla öptü. Onur kazık gibi duruyordu ve Şehrazat uzanarak öptü. Belki bunda Onur’un gerçek hayatta evli olmasının rolü vardır diye düşündüm.
  • Ya final sahnesi tam bir ilkokul piyesi gibiydi. Şehrazat, Onur’un 2 metre arkasında karnını tutarak Onur Onur diye bağırıyor, Onur önce pek tıngırdatmıyor. Sonra Şehrazat kanlar içinde yere yığılıyor. Onur 2 metre öteden “Ne oluyor sevgilim” diyor. Sonra sanırım anlaşılmadığını düşünüyor üç dört saniye bekliyor ve gene olduğu yerde “Ne oluyor sevgilim” repliğini tekrarlıyor. Herhalde o sırada söylemesi gereken bir şeyler daha var ama Onur Aksal unutuyor. Bence dizi tarihine geçecek amatörlükte bir final ile sezon sona eriyor.

Dram yapılmak istenen sezon finali maalesef ki komedi tadında sonlandı. Genede teşekkürler bize böylesine neşeli bir gece yaşattığınız için.

Merhaba asker !

June 4th, 2008

Tansu Çiller’in bitmeyen nostaljik gaflarından bir tane daha…

Çiller, postacıları selamlarken de farklı bir dil kullanmıştı: 

‘Merhaba asker’